TR
Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi Journal of Interdisciplinary Studies

?

Mukâyeseli medeniyetler perspektifiyle geçen sayısında Hint Medeniyeti'ni din, düşünce ve felsefesi bağlamında ele alan Dîvân İlmî Araştırmalar, bu sayısında da Hint-İslâm Medeniyeti yoğunluklu yazılarla bu alana yönelik ilgisini devam ettiriyor. Bu çerçevede Hint alt-kıtasında İslâm araştırmalarının durumu, din ve siyaset alanında ulemânın konumu ve bölgedeki Türk hâkimiyeti gibi konular farklı açılardan inceleniyor.

Dokuz makale ve bir kitap değerlendirmesine yer verdiğimiz bu sayının ilk yazısı Hint Alt-Kıtasında İslâm Araştırmalarının Dünü Bugünü: Kurumlar, İlmî Faaliyetler, Şahıslar, Eserler başlığını taşıyor. Abdülhamit Birışık bu yazıda, hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız bir alanı, Hint alt-kıtasındaki İslâmî araştırmaların tarihini ve bugünkü durumunu oldukça kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Hint alt-kıtasında medrese geleneği ile başlayan İslâm araştırmalarının, İngilizler'in bölgede hâkim güç olmaya başladığı XIX. yüzyılda açılan Batı tarzı eğitim ve araştırma kurumları ile varlığını sürdürdüğüne dikkat çeken Birışık, 1800'lerin başlarından itibaren ciddi bir değişim ve kırılma yaşayan İslam araştırmalarının ürünlerinde çok büyük farklılıklar meydana geldiğini ve âdetâ ürün yelpazesinin eskiye göre birkaç kat arttığını belirtiyor. Bu durumu Hintli Müslümanların Hıristiyan bir yönetim altında azınlık hukuku ile iki yüz yılı aşkın bir süre ilmî ve fikrî varoluş mücadelesine bağlayan yazar, bölgenin ilmî alanda eskiye oranla daha canlı bir devreye girdiğini belirtiyor. Birışık, makalesinde Hint alt-kıtasındaki İslâm araştırmalarını, kurumlar, temsilciler ve literatür çerçevesinde büyük bir vukûfiyetle inceleyerek var olan büyük birikimi, ilim adamlarının dikkatlerine sunuyor.

Ticaretten Sömürgeciliğe XIX. Yüzyılda Hindistan ve İngiliz Hâkimiyeti adlı ikinci yazının sahibi Durmuş Bulgur. XIX. yüzyılda Hint alt-kıtasındaki sosyo-kültürel yapı ve siyasî durumu ortaya koymayı amaçlayan Bulgur, bu yüzyılda İngiliz hâkimiyetinin sadece sosyo-kültürel yaşamı etkilemekle kalmayarak, insanları, aynı zamanda hayatı ve dini yeniden yorumlamaya da sevk ettiğini belirtmekte. Bu bağlamda sosyal, kültürel ve dinî hayattaki değişiklikleri inceleyen Bulgur, bu değişiklikler neticesinde Müslümanların bölgede uzun süredir sahip oldukları siyasî hâkimiyeti nasıl kaybettiklerini irdeliyor.

Azmi Özcan, Hindistan'da İngiliz Hâkimiyeti ve Ulemânın Tavrı adlı yazısında Hindistanlı Müslüman âlimlerin İngiliz idaresine karşı tutumlarını değerlendiriyor. Şah Veliyyullah Dihlevî'nin oğlu Şah Abdülaziz'in İngiliz yönetimindeki Hindistan'ın dâru'l-harb olduğu yönündeki fetvâsı ve bu fetvâyı temel alan Cihad ve Ferâiziyye hareketleri üzerinde duran Özcan, Hindistan ulemâsı arasında dâru'l-harb - dâru'l-İslâm kavramları etrafında gelişen tartışmaları ve Hintli Müslümanların Mekke ulemâsından bu konuya açıklık getirmek amacıyla istedikleri fetvâları tahlil ediyor.

Zor Zamanda Âlim Olmak: Şah Veliyullah Dihlevî'nin Kendi Kaleminden Hayatı başlıklı üçüncü yazı, Hint alt-kıtasında İslâmî ilimlerin gelişiminde merkezî bir konumda bulunan ve etkisi günümüze kadar devam edip, İslâmî ilimlerin modern dönemde algılanışında önemli bir etkiye sahip olan Şah Veliyyullah Dihlevî'nin otobiyografisinin Türkçe'ye yapılan ilk tercümesini bizlere sunuyor. Özgür Kavak, İslâm dünyasının moderniteyle karşılaşmasının başlangıcında, Hint alt-kıtasında İngilizler'in sömürgeleştirme faaliyetlerinin yavaş yavaş hissedilmeye başladığı bir dönemde yaşayan Dihlevî'nin, yaşadığı dönem ve görüşlerinin modern zamanlarda yorumlanışı ile ilgili bazı tespitlerden sonra, onun Farsça olarak kaleme aldığı el-Cüz'ü'l-Latîf fî Tercemeti'l-Abdi'z-Za'îf adlı otobiyografisinin çevirisine yer veriyor. Çevirinin sonunda Kavak tarafından Dihlevî'nin eserlerine ilişkin olarak hazırlanan tasnifli bir liste bulunuyor.

Halil Toker, Hindistan Hicret Hareketi başlıklı yazıda Hindistan Müslümanlarının Osmanlı Devleti'yle olan ilişkilerinin daha iyi anlaşılabilmesi açısından oldukça önemli bir konu olan Hindistan Hicret Hareketi'ni ele alıyor. İngiliz hâkimiyetinin Müslümanlar üzerinde kurduğu baskının arttığı bir dönemde Osmanlı topraklarının da Batılı güçler tarafından işgal edilmesi, Hindistanlı Müslümanlar arasında büyük tepki doğurmuş ve çeşitli âlimler Hindistan'ın dâru'l-harbe dönüştüğü yönünde fetvalar vererek artık burada yaşanamayacağını ve hicretin farz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu çerçevede Mevlânâ Abdulbârî ve Mevlânâ Ebu'l-Kelâm Âzâd'ın fetvalarına yer veren Toker, Hindistanlı Müslümanların bu fetvalara uyarak Afganistan'a hicretlerini, orada karşılaştıkları zorlukları, döneme şâhitlik eden kimselerin hâtırâtlarından da faydalanarak ele alıyor.

Ali Fuat Bilkan, Babürlü Devleti'nde Türkçe adlı çalışmasında, Türkçe'nin, özellikle de Çağatay Türkçe'sinin XVI-XVIII. yüzyıllar arasında Hindistan'daki gelişimini ve bu dille kaleme alınmış edebî eserlerin özelliklerini irdeliyor. Bilkan'ın tespitlerine göre, Hindistan kıtasında uzun bir tarihî dönemde etkili olan ve saray çevresinde gelişerek zamanla daha geniş bir alana yayılan Türkçe, bu bölgeye has bir edebî birikimin oluşmasını sağlamıştır. Bu edebî varlığın niteliği, önemi ve değeri, Hindistan kütüphanelerindeki 161 Türkçe elyazması eserin tetkiki neticesinde daha iyi anlaşılacaktır.

Bu sayının yedinci yazısı Fatih Bayram'a ait: Garip Bir Memleket, Garip Bir Sultan: Bâbürnâme'deki Hindistan. Bayram, İslâm medeniyetinde otobiyografi geleneğinin öncü isimlerinden biri olan Bâbürlü Devleti sultanı Bâbür'ün Bâbürnâme adıyla meşhur otobiyografisini esas alarak onun Hindistan hakkındaki görüşlerini tahlil ediyor. Bayram'a göre Bâbürnâme'nin bize sunduğu Bâbür portresi, "tabiatla içiçe yaşamayı bilen bir zevk adamı" şeklindedir. Safâ zamanı safâ süren, gazâ zamanı da gazâdan imtinâ etmeyen bir sultan olan Bâbür'ün Hindistan algılayışı, Doğu siyasî geleneğinde önemli bir yere sahip olan "bezm ü rezm" geleneğinden izler taşımaktadır. Bâbür'ün Hindistan ile ilgili şikâyetlerinin çoğunlukla estetik ağırlıklı olduğunu vurgulayan yazar, Bâbür'ün geride, ne Büyük İskender'in Bâbil'i, ne de Timur'un Semerkand'ı gibi bir şehri bulunduğuna dikkat çekmektedir. Kısaca söylemek gerekirse Bâbür, Hindistan gurbetinde bir devlet inşa eden sultan olarak tarihe geçmiş ve bu gurbetin hikâyesini de bizzat kendisi kaleme almıştır.

Bu sayımızda Aziz Doğanay'ın sık sık Budizm'in kutsal incisi çintamaniyle karıştırılan pelengî ve şâhî benek nakışlarına dair bir incelemesine yer veriyoruz: Türk Sanatında Pelengî ve Şâhî Benek Nakışları ya da Çintamani Yanılgısı. Şâhî beneğin, tek bir benek ya da üç benekten, pelengînin ise dudak şeklinde inhinalı, tek veya çift çizgiden oluştuğunu belirten Doğanay, her iki nakışın da birlikte ya da birbirinden ayrı olarak kullanıldığını, bu nakışların kaplan ve pars postundaki lekelerden ilhamla çizildiğini ifade etmektedir. Doğanay'a göre benek nakşının Türk bezeme sanatındaki esası, mistik Budizm tesirinin aksine; kuvvet, iktidar ve cengâverlik sembolü sayılan güçlü ve çevik hayvanlara dayanmaktadır ve Şâhî benek, körkle monçuk ve çintamani birbirlerinden farklı motiflerdir.

Cengiz Kallek'in Mâverdî'nin Ahlâkî, İçtimâî, Siyasî ve İktisadî Görüşleri başlıklı yazısı bu sayımızın son makalesini teşkil ediyor. Daha çok ahlâk ve siyasete dair görüşleriyle tanınan Mâverdî'nin hayatı ve eserleri hakkında verdiği bilgilerin ardından Kallek, Mâverdî'nin dünya görüşünün ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik boyutlarına da atıfta bulunarak onun ahlâk, toplum, siyaset ve iktisada dair görüşlerini ayrıntılı bir şekilde ele alıyor.

Bu sayımızda "Kitap Değerlendirmesi" bölümünde Ahmet Güzeler, XIX. yüzyılın ilk çeyreğindeki kültürel, siyasî ve diplomatik çalışmalarıyla Osmanlı Devleti ve geleceği hakkında önemli kitap ve makaleler yazıp özellikle Avrupa'da ve İslâm ülke ve toplulukları arasında seyahatlerde bulunan ve bir Türk olmadığı hâlde Osmanlı idaresini Batılılara karşı başarıyla savunan Hint Müslümanlarının liderlerinden Şeyh Müşir Hüseyin Kıdwai'nin (1878-1937) Osmanlıca olarak kaleme aldığı eserlerinin Osmanlı'nın Son Dostları adıyla yapılan yeni yayınını tanıtıyor.

Önümüzdeki yıllarda Türk, Çin, Afrika, İran ve benzeri medeniyet havzalarıyla ilgili ağırlıklı sayılarla farklı medeniyetlerin birikimlerini yorumlamayı sürdürecek olan Dîvân İlmî Araştırmalar'ın gelecek sayılarında buluşmak üzere.

Dîvân İlmî Araştırmalar



Yorum yazın

Yorum yapmak için giriş yapın.