TR
Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi Journal of Interdisciplinary Studies

?

Meşrutiyet’in ikinci defa ilanının 100. yılı münasebetiyle Osmanlı başta olmak üzere aynı dönemde farklı ülkelerin meşrutiyet tecrübelerini ele almayı hedefleyerek “Meşrutiyet” konusuna tahsis ettiğimiz özel sayılarımızın ikincisiyle karşınızdayız. Geçen sayımızda Osmanlı meşrutiyet tecrübesinin daha iyi anlaşılabilmesine katkı sağlayabilmek ümidiyle modern meşrutiyet düşüncesi ve tecrübesinin tarihî kökenleri ile Osmanlı çevresinde meydana gelen benzer tecrübeler değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu sayıda ise aynı ümit ve hedef doğrultusunda ağırlıklı olarak meşrutiyet döneminde Osmanlı ilim, kültür ve edebiyat hayatında meydana gelen değişimleri ve Osmanlı meşrutiyet tecrübesinin Anadolu ve Irak’taki yansımalarını ele alan yazılara sayfalarımızda yer verdik.

Dîvân: Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi’nin “Meşrutiyet” konulu ikinci sayısının ilk yazısı Çağdaş Türk Edebiyatı araştırmalarının önemli isimlerinden biri olan Beşir Ayvazoğlu’na ait: “‘Devr-i Dil-Ârâ-yı Hürriyet’te Edebî Ortam”. Ayvazoğlu makalesinde, II. Meşrutiyet’in ilanından sonraki beş yıllık dönemde edebî ortamı tasvir etmekte. Ayvazoğlu’na göre birbiri ardınca çıkıp batan gazete ve dergilerde ana sermayesi II. Abdülhamid düşmanlığı olan seviyesiz bir edebiyat ortaya çıkmış olmakla beraber, Tevfik Fikret, Abdülhak Hâmid, Rıza Tevfik ve Mehmed Âkif gibi şairler güçlü sesler olarak bu ortama hâkim görünmektedirler. Ömer Seyfettin’in başlattığı Yeni Lisan hareketi ve Ziya Gökalp’ın fikrî önderliğini yaptığı Türkçülük, Balkan Harbi’nden sonra, politika değiştiren İttihat ve Terakki’nin de desteğiyle yeni bir edebiyat odağı olma yolundadır. Bu açıdan Meşrutiyet’in ilk yıllarında edebî ortama Fecr-i Âtîcilerle Yeni Lisancılar arasındaki polemiğin ve Mehmed Âkif’le Tevfik Fikret arasındaki kavganın damgasını vurduğu söylenebilir. Ayvazoğlu II. Meşrutiyet dönemi edebî ortamına dair tahlillerini 1908-1915 yılları arasını kapsayan kıymetli bir edebî kronolojiyle nihayete erdiriyor.

Modernleşme dönemi medreseler üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Yaşar Sarıkaya “II. Meşrutiyet ve Medreseler: Geleneksel Bir Kurumun Modernleşme Sürecinde Var Olma Mücadelesi” başlıklı makalesiyle medreselerin Tanzimat’la başlayan süreçte geçirdiği değişim ve dönüşümleri II. Meşrutiyet’in ilanını esas alarak yeniden irdeliyor. Sarıkaya’ya göre Tanzimat’la hızlanan modernleşme sürecinde halline çalışılan en önemli meselelerden biri eğitim sistemi ve din eğitimi olmuştur. Konu II. Meşrutiyet ilan edildiğinde henüz çözülmüş değildi. Onlarca yıldır ihmal edilen medreseler, bu dönemde, daha önceki hiçbir devirde görülmedik yoğunlukta varlığını sürdürme mücadelesi verecekti. Bu çerçevede bir dizi ıslah programı uygulamaya konuldu, yeni medrese projeleri geliştirildi. Geleneksel sistem korunarak din eğitimi yeniden yapılandırılmaya çalışıldı. Medrese müfredatı, eklenen modern derslerle yeniden düzenlendi. Sarıkaya, bütün bu girişimlerin amacının, medreseyi tekrar Osmanlı eğitim sisteminin önemli bir parçası haline getirmek olduğunu belirtmekte, ancak çabaların, atılan adımlar ve uygulamaya konulan reformların medresenin ömrünü uzatmaya yetmediğine işaret etmektedir. Sarıkaya’nın da ifade ettiği gibi 1924’te medreseler, II. Meşrutiyet boyunca yapılan her biri derin bilgi ve tarihi tecrübeden süzüle süzüle gelen ıslah çalışmalarının sonuçları alınamadan kapatılsa da Cumhuriyet Dönemi’nde açılan İmam Hatipler ve İlahiyat Fakülteleri büyük ölçüde bu tecrübelerden yararlanmıştır görünmektedir.

Meşrutiyet fikrinin taşrada nasıl algılandığı ve karşılandığı meşrutiyet çalışmalarının önemli konularından birisini oluşturmaktadır. Serhat Aslaner de Konya örneğinden hareketle bu sorunun cevabını aramakta: “Taşrada Jön Türklük ya da Meşrutiyet Fikrinin Konya’ya İntikali”. Aslaner makalesinde II. Meşrutiyet’in ilanı öncesinde meşrutî fikirlerin taşraya ne zaman ve hangi kanallarla intikal ettiği sorusunun cevabını ve dolayısıyla II. Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra siyasî merkezle paralel çizgide seyreden tepkilerin kaynaklarını Konya vilayeti örneğinden hareketle tespit etmeye çalışmakta. Aslaner’e göre  sözkonusu söz konusu fikirler özellikle 1890’lı yılların ortalarından itibaren yoğunlaşarak tedavüle girmiş ve bu süreçte siyasî sürgünler başta olmak üzere çeşitli kademelerdeki bürokrat ve ulema/meşayih önemli rol oynamıştır.

II. Meşrutiyet’in ilanının İstanbul ve Anadolu dışındaki yansımaları ise Irak örneğinde Davut Hut tarafından ele alınmakta: “II. Meşrutiyet’in İlanının Irak’taki Yansımaları”.Hut, Irak’ı meydana getiren Bağdat, Musul ve Basra vilayetlerinden bazı kesitler sunarak Meşrutiyet’in ilanının, Irak vilayetlerinde genel olarak kuşkuyla ve istenmeyen bir durum olarak karşılandığı gözlemini yapmakta ve beliren karmaşa ve gerginliklerin ise, Irak’ta emniyet ve asayişi bozan bazı önemli siyasal ve toplumsal olaylara yol açtığı sonucuna ulaşmakta.

Günümüz Türkiyesi’nin en önemli meselelerinden birisini oluşturan asker-siyaset ilişkisi ise Ahmet Turan Alkan tarafından bu sayıda Osmanlı Meşrutiyeti’ndeki kökleri açısından ele alınıyor: “Modern Asker-Siyaset İlişkisinin Osmanlı Meşrutiyeti’ndeki Kökleri”. Alkan’a göre Osmanlı modernleşmesi, diğer modernleşme türlerinden farklı bir istisna teşkil etmemektedir: Toplumun modernleşmeye en açık sınıf ve zümreleri ile sosyolojik merhale itibariyle daha kapalı sınıflar arasında bir ideolojik tezat belirmesi tabii ve kaçınılmazdır. Bu tezat, II. Meşrutiyet’in ilanı ile başlayıp Birinci Dünya Savaşı’na kadar süren kısa dönemde bütün tezahürlerini göstermiştir. Sarayın savunduğu ve tutunduğu ananevî ideoloji, modernleşen zümrelerin yegâne dayanağı durumundaki ordu ve bürokrasi tarafından temsil edilen Batıcı ideoloji ile çatışmaya girmiş, bu çatışmayı saray ve Osmanlı hanedanı kaybederken, ordu ve bürokrasinin savunduğu Batıcı ideoloji çatışmayı kazanarak yeni devletin biçimini ve ideolojini belirlemiştir. Alkan makalesinde, modern Türkiye’nin teşekkülü safhasında Osmanlı ordusu ile yönetici sınıf arasındaki ilişkiye, kısa ve özlü bir şekilde ışık tutuyor.

Geçen sayımızda İran, Rus ve Tunus’taki meşrutiyet tecrübelerini irdeleyen yazılara yer vermiştik. Bu sayımızda ise Osmanlı’nın meşrutiyet tecrübesini yaşadığı dönemlerde benzer bir tecrübeye kapılarını açan Japonya’yı inceleyen bir yazıya yer veriyoruz. Takii Kazuhiro’nun Meiji Anayasası: Japonların Batı Deneyimi ve Modern Devletin Oluşumu(The Meiji Constitution: The Japanese Experience of the West and the Shaping of the Modern State, Tokyo 2007)isimli eserinin giriş ve sonuç bölümlerinin tercümesinden oluşan bu yazıda makalede Kazuhiro, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Japon Meiji Anayasası’nın ortaya çıkmasını sağlayan entelektüel ve kültürel tarihi ele alıyor. Bu amaçla Kazuhiro modern Batılı anayasal düşüncelerin yeni kurulan Meiji Devleti’ne nasıl uyarlandığını kültürlerlerarası bir perspektifle tahlil ederek hukukî bir metin oluşturmanın yanı sıra ötesinde Meiji Anayasası’nın modern bir ulus-devletin inşasında oynadığı kritik rolü de irdeliyor.

II. Meşrutiyet’in 100. yılı münasebetiyle yurt içinde ve yurt dışında gerçekleştirilen faaliyetlerin bir dökümünü Serhat Aslaner’in “100 Yıl Sonra II. Meşrutiyet” yazısında bulmak mümkün. Aslaner, 2008 yılı içinde gerçekleştirilen faaliyetler çerçevesinde öne çıkan unsurları ele aldığı giriş yazısının ardından Türkiye ve Türkiye dışında düzenlenen sempozyumlar, sempozyumlarda sunulan tebliğler, II. Meşrutiyet özel sayısı/dosyası yayınlayan süreli yayınlardaki makaleleri ayrı listeler halinde okuyucuların dikkatine sunuyor. Bu sayının sonunda Şükrü Hanioğlu’nun, Jön Türk hareketinin anlaşılmasına yönelik bugüne kadar yapılan en önemli katkılardan birisi olan Preperation for a Revolution: The Young Turks 1902-1908 isimli eserine dair Enes Kabakcı’nın değerlendirmesine yer veriyoruz. Kabakcı’nın değerlendirmesi hem Hanioğlu’nun kitabı hem de bu vesileyle II. Meşrutiyet ve Jön Türk hareketinin tarihini ve dinamiklerini anlama konusunda ufuk açıcı bilgiler veriyor.

Son olarak geçen sayımız gibi bu sayımızın da editörlüğünü üstlenen Fatih Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ş. Tufan Buzpınar’a teşekkür ediyoruz.

Gelecek sayıda buluşmak ümidiyle…

Dîvân: Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi



Yorum yazın

Yorum yapmak için giriş yapın.