EN
Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi Journal of Interdisciplinary Studies

18

Makaleler

Türk Felsefe Bilim Tarihinin Seyir Defteri (Bir Önsöz)

Türkler'in 1040'da siyasî bir güç olarak dahil oldukları İslam medeniyeti yaklaşık 400 yaşında bir medeniyetti. Hem siyasî hem de aklî açıdan parçalanmış bu medeniyette, merkez-çevre ilişkisini esas alarak, operatif-kalkülatif-regülatif zihniyetleri ve düzen ile süreklilik hassasiyetleri çerçevesinde bilgi ile eylemi, akıl ile adaleti yeniden tesis eden Türkler, hem dünya görüşüne hem de dünya tasavvuruna dahil oldukları bu medeniyet içerisinde kurdukları medreselerle bir yandan Türk boylarının yeni dahil oldukları medeniyetin vicdanî, hikemî ve irfanî birikimini özümsemelerini; yazılı kültürün varlık, hukuk ve devlet, kısaca nazarî düşünme bilinci kazanmalarını sağladılar; diğer yandan da bütün bir İslam coğrafyasında hem yatay hem de dikey boyutta ortak bir dili ve bu dili konuşan ortak bir aklı kurdular. Bir ortak/üst dil'in inşası için öncelikle Varlık kavramında, daha sonra Varlık'a ilişkin elde edilen bilginin ifadesi'nde ortak bir çerçeveye ulaştılar. İbn Arabî irfanî sistemi, Varlık'ın/Tanrı'nın tenzihî ve teşbihî tasavvurunu, her birinin yerini ve değerini muhafaza ederek, üst bir Varlık/Tanrı tasavvurunda biraraya getirdi, böylece ortak-bir-metafizik imkanı yarattı. Üst-dil/ortak-dil ise, Gazalî'nin süzgecinden geçen İbn Sinacı tefekkür anlayışı içerisinde, Fahreddin Razî'nin katkılarıyla, Necmeddin Kazvinî ile Sıraceddin Urmevî tarafından telif edildi. Bu dil, özne ile nesnenin karşılıklı konumlandırılışı esasına dayanır. Varlık'ın büyüden ve ara-varlıklardan (ilahlar) arındırılması şeklinde özetlenebilecek bir kelamî metafizik ilke üzerinde kurulan bu dil, nesnenin önermede tezahür edişi ile önermeler arası işlemleri inceler; böylece bir taraftan nesnenin ontolojik yapısını ortaya koyar bir taraftan da nesneye ilişkin bilginin elde edilmesi yollarını araştırır. Bu dil çerçevesinde, İbn Sina'dan başlayarak, İslam felsefe-bilim tarihinde farklı düşüncelerin birbirleriyle çatışan ve savaşan olmaktan çok birbirlerini tamamlayan bir yapı arz ettikleri söylenebilir. İslam-Türk felsefe-bilim tarihi, İbn Sina ile İbn Heysem'in genel çerçevesini çizdiği paradigmayı derinliğine tahlil etti, pek çok konuyu büyük bir vukufiyetle inceledi. Bu nedenle Türk düşüncesi, İslam düşüncesinin doğal bir devamıdır. Ancak bu devamlılık, taklid'e değil tahkik ve tedkik'e dayanır. Öte yandan medreselerin nesiller arası bilgi aktarımını mümkün kılmasıyla, nazarî bilginin toplumsallaşmasına, yaygınlaşmasına ve cemiyeti etkilemesine neden oldu, bu da sorunların problematik(sistematik) incelenmesine yol açtı. Bunun neticesinde ortaya çıkan sonuç şu cümleyle özetlenebilir: Türkler öncesi dönem İslam felsefe-bilim'inin maddesini, Türkler sonrası dönem ise suretini oluşturmaktadır; madde ve suretin nazmı ise, istikrar ve süreklilik içinde, Osmanlı döneminde tahakkuk ve taayyün etmiştir. Felsefe-bilim tarihinde yapılması gereken, belirli bir bilme tarzının tarihinin değil, whiggism'in tuzağına düşmeden bizatihi insanın bilme eylemi'ni, her kültür ve medeniyetin, ke

İhsan FAZLIOĞLU
Türk Düşüncesinde Yöntem Sorunu ve Devlet

Türk düşüncesi hakkındaki sorunları aşmak ve onu bütünlüklü bir yapı olarak ortaya koymak için, öncelikle Türk düşüncesi ve Türk tarihi araştırmalarında kullanılan yöntem ya da yöntemleri sorgulamak gerekmektedir. Şimdiye kadar uygulanan yöntemler istenilen sonuçları vermediğine göre, yeni yöntemler oluşturmanın zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Toplum düşüncesini araştırırken, öncelikle anlaşılması gereken önemli nokta, toplumun yetiştirdiği kişilerin ortaya koyduğu düşünceler değil, toplumun gündelik hayatını sürdürürken kullandığı değerlerin, kurumların ve geleneklerin ne türden ilkelere oturtulduğu ve ilkelerin hangi düşünceler çerçevesinde oluştuğudur. Ayrıca bir toplumun düşünce gücü, yetiştirdiği düşünürlerin sayısından çok, toplumun tarihsel varoluşunun sürekliliğinde aranmalıdır. Toplumsal düşüncenin bütünlüklü bir yapı olarak ortaya çıkması için, değerler, kurumlar ve geleneklerin evren tasavvuru çerçevesinde birbirleriyle ilişkilendirilmeleri gerekir. Bu belirlenimler ışığında Türk düşünce yapısına bakıldığında, evren tasavvuruyla ilişkili olarak değerler, kurumlar ve geleneklerin birinci dereceden rol oynadıkları görülmektedir. Bu çalışmada Türk evren tasavvurunda içkin olan değerler ve değerlerden sökün eden kurumlar ile geleneklerin, Türk düşüncesinde nasıl bir rol üstlendiği devlet anlayışı çerçevesinde irdelenmiştir. Devleti merkeze alma nedeni, devletin, hem toplumsal varoluşla, hem evren tasavvuruyla, hem de diğer değer, kurum ve geleneklerle içkin bağlar oluşturmasıdır. Aşağıda bir makalenin sınırları içinde ele alınabilecek ölçüde, Türk düşüncesi sorunlarını, özellikle de yeni bir bakış açısı ve yöntemle, bu sorunların nasıl aşılacağı tartışılmıştır.

Ayhan BIÇAK
Klasik Dönem Osmanlı Medreselerinde Eğitim Üzerine Yapılmış Çalışmalara Dair Bir Bibliyografya Denemesi

Bu yazıda, esas olarak Cumhuriyet döneminde Osmanlı medreseleri üzerine yapılan çalışmalara dâir bir bibliyografya sunulmaya çalışılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Osmanlı dönemi medreseleri üzerine fazla bir çalışma yapılmadığı görülmektedir. Ancak, 1940'lardan sonra, medreseler üzerine yapılan çalışmaların sayısının düzenli bir şekilde arttığı ve 1980'lerden sonra söz konusu çalışmaların daha da ivme kazandığı dikkati çekiyor. İlk yıllarda yapılan çalışmalar, umûmiyetle olumsuz bir bakış açısı sergilerken, son dönemlerde yapılan çalışmaların daha objektif bir karakter taşıdıkları görülüyor.Çalışmamızda ayrıca, Osmanlı medreselerinde nasıl bir eğitim-öğretim yapılanmasının gözlendiği ana-hatlarıyla ortaya konulmuş; bu çerçevede medreselerin teşkilât yapıları, eğitim-öğretim elemanlarının durumu ve yürütülen eğitim-öğretim faaliyetlerinin niteliği de gözden geçirilmiştir. Bu bakımdan, okuyucunun kuruluş döneminden îtibâren Osmanlı medreselerinin nasıl bir gelişme gösterdiği, zaman içerisinde nasıl bir yapı kazandığı ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin nasıl bir nitelik arz ettiği konusunda derli-toplu bir fikir edinmesi mümkün olacaktır kanaatindeyiz.

Fahri UNAN
Ta'lîm ile İrşâd Arasında: Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Medrese Ders Müfredat

Bu çalışmada Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın (ö. 1194/1780), hayatı ve eserleri hakkında kısaca bilgi aktarıldıktan sonra, konuyla ilgili Tertîb-i ?ul?m adlı Türkçe manzum eserinin metni verilmiş, akabinde Tertîb-i ?ul?m'da zikredilen eserler ile müellifleri tanıtılmış ve değerlendirmesi yapılmıştır. Erzurumlu İbrahim Hakkı, bir eğitim programı olarak 1165/1752 tarihinde Türkçe nazmettiği Tertîb-i ?ul?m adlı eserinde kişinin kâmil efendi (yani âlim) olabilmesi için okumasını gerekli gördüğü ilimleri otuz bir dalda toplamış ve her bir daldaki metin'leri zikretmiştir. 125 beyitlik bu manzum eserde, olan ile olması-gerekenin beraberce zikredildiği; bizzat yazarın ideal bir eğitimi amaçladığı söylenebilir. Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Tertîb-i ul?m adlı eserinin, konuyla ilgili diğer eserlerle karşılaştırıldığında, bütün farklı renklerine rağmen, Osmanlı ilim kamuoyunda cari olan genel çizgiyle uyum içinde olduğu söylenebilir. Ayrıca bu çizginin, başta Katip Çelebîninkiler olmak üzere bütün farklı iddialara rağmen, Osmanlı medrese sisteminin seviyesini koruduğunu, kamuoyunun ilmî zihniyetini yansıtan genel damar yanında farklı tonlara daima açık bulunduğunu gösterir. Tertîb'de talîm/tedrîs yanında hissedilen irşad ise, hem İbrahim Hakkı'nın müderris yanında mürşid olmasıyla hem de Doğu medreselerinin, İstanbul medreselerine oranla tekke ile daha yakın ilişkiler içerisinde bulunmasıyla izah edilebilir. Diğer taraftan Tertîb'de, ilm-i teşrih vb. konularda müşahade edilen yeni/farklı tonların, yalnızca yazarın şahsî/ferdî yönelimleriyle değil, aynı zamanda Lale Devri ve sonrasında gelişen ilmî ortam içerisinde anlamlı olduğu söylenebilir.

Şükran FAZLIOĞLU
Muhalif Bir Metin Nasıl Okunur? Osmanlı Medreseleri'nde Hidâyetü'l-Hikme

Bu çalışmada İslâm Felsefesinin zirvesi kabul edilen İbn Sînâ sonrası onun felsefî metodunu takip eden Esirüddin Ebherî ve eseri Hidâyetu'l-Hikme konu edinilmiştir. Birinci ve İkinci bölümde Ebherî'nin hayatı hakkında genel bilgi verildikten sonra, ilm-i hikmet dersinin temel ders kitabı olan Hidâyetu'l-Hikme'nin içeriği tanıtılmıştır. Mantık, fizik ve metafizik olmak üzere üç bölümden oluşan eserin sonunda âhiret hallerinden bahseden bir de hâtime bölümü bulunmaktadır. Tarih boyunca üzerine birçok şerh ve hâşiye yazılan Hidâyetu'l-Hikme, Kuzey Afrika'dan Hint alt-kıtasına kadar çok geniş bir coğrafyada ders kitabı olarak okutulmuştur. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise Hidâyetu'l-Hikme'nin meşşaî felsefe geleneğinin bir metni olmasına rağmen Osmanlı medrese müfredatındaki yeri ve öneminden bahsedilip şerh ve hâşiyeleri tanıtılmıştır. Ayrıca, Osmanlı medreselerinde aklî ilimlerin okutulmadığı şeklindeki yaygın görüş Hidâyetu'l-Hikme örneği üzerinde sorgulanıp, şerh-hâşiye geleneğinin önemi üzerinde durulmuştur.

Abdullah YORMAZ
Gaza Devrinde Kur'ân'ı Yorumlamak: Fetih Öncesi Osmanlı Müfessirleri ve Tefsir Eserleri

Fetih öncesi dönem Osmanlı devletinin her bakımdan alt yapısının hazırlandığı bir dönemdir. Bu hazırlık döneminde Kur'ân'ın anlaşılması ve yorumlanmasına dair çabaların hangi amaca yönelik olduğu, nasıl ve kimlerin eliyle yürütüldüğü ve en önemlisi de harcanılan bu mesainin hangi çerçeve içerisinde anlam ve değer kazandığı tefsir ilmi bakımından önem arz etmektedir. Bu makale fetih öncesi Osmanlı coğrafyasındaki Kur'ân'ı yorumlama faaliyetini ve bu faaliyeti gerçekleştiren ulemayı ve eserlerini yukarıdaki sorular çerçevesinde ele almaktadır.

Ahmet Faruk GÜNEY
Mehmed Şah Fenâri'nin Enmûzecu'l-Ulûm Adlı Eserine Göre Fetih Öncesi Dönemde Osmanlılar'da İlim Anlayışı ve İlim Tasnifi

Osmanlı düşüncesi içerisinde işgal ettiği yerle doğru orantılı olarak Mehmed Şah'ın hayatını ve eserlerini, hususen Enmûzecu'l-Ulûm'unu konu alan bu makale iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Mehmed Şah Fenârî'nin hayatı, eserleri ve talebeleri hakkında bilgi verilecek, ikinci bölümde ise kuruluş döneminde yazılmış ilim tasnifi ile ilgili bazı kitaplarda ve özellikle Mehmed Şah Fenârî'nin, Fahreddin Râzi'nin (ö. 606/1210) Hadâiku'l-Envâr fî Hakâyık'l-Esrâr isimli eserinden faydalanarak telif ettiği Enmûzecu'l-Ulûm adlı eserinde zikredilen ilimler incelenecek, buradan hareketle fetih öncesi dönemde Osmanlı ilim anlayışı üzerine bir değerlendirme yapılacaktır.

Kemal Faruk MOLLA

Kitap Değerlendirmeleri